Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) yeni Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD'ın bir çıkar grubu olmadığını TÜSİAD'ın Türkiye'nin en önemli baskı grubu olduğunu belirtti.
Ümit Boyner, TÜSİAD 40. Genel Kurulunda, yeni Yönetim Kurulu üyelerinin seçilmesinin ardından yaptığı konuşmada bayrağı devraldıkları ve kendisinin de yönetim kurulu üyesi olduğu, Türkiye'nin hayli fırtınalı döneminde görev alan Arzuhan Doğan Yalçındağ'a da kendilerine gösterdiği liderlik için şükranlarını sundu.
TÜSİAD'ın Türkiye'nin en etkili, entelektüel çizgisi sağlam, bağımsız sivil toplum örgütü olduğunu vurgulayan Boyner, şöyle konuştu: "TÜSİAD bir çıkar grubu değil, TÜSİAD Türkiye'nin en önemli baskı grubudur. Bu yüzden TÜSİAD iktidarlar ve muhalefet tarafından çok tavsiye edilmesine rağmen yıllardır sadece kendi işine bakamaz. TÜSİAD rastgele bir dernek değildir. Neredeyse 40 yılı bulan tarihi içinde Türkiye'nin önüne koyduğu gündem çok zaman ülkenin yol haritası haline gelmiştir. Tarihimiz budur, geleceğimiz de böyle olacaktır, olmak zorundadır"
YENİ DÖNEMDEKİ ÇALIŞMA PRENSİPLERİ Boyner, bugünden itibaren ileriye bakmak, TÜSİAD'ın yeni bir 10 yılın başındaki misyonunu tasarlamak ve eylem planını uygulamaya koymak zorunda olduklarını belirtti.
2010-2011 döneminde hangi konuların öncelikli olarak ele alınacağı anlayışını kurumsallaştırmayı tasarladıklarını belirten Boyner, şubat ayında sunacakları program ile üyelerin rahatlıkla katkı sağlayabileceği, izleyerek değerlendirebileceği; saydam, somut ve hesap verebilen bir yapıdan bahsettiklerini kaydetti.
Boyner, yeni dönemde programlarını biraz daha mesele odaklı ve ölçülebilir kriterlerle ilişkili bir yapıya taşımayı amaçladıklarını dile getirdi. Ümit Boyner, geçtiğimiz 10 yılda Türkiye'nin hala sürmekte olan bir değişimden geçtiğini ve ülkedeki iktidar yapısının hızla farklılaştığını belirtti.
Küresel kriz sonrası dönemde rekabet yarışının tüm dünyada zorlu olacağına işaret eden Boyner, bu noktada enerji, iletişim gibi altyapı sektörlerinin kamu gelir kaynağı olarak algılanmaması, kayıt dışıyla etkili ve samimi mücadele ve inovasyon kapasitesini geliştirme konularına önem vereceklerini bildirdi.
Boyner, işsizliğin azaltılmasına yönelik bir sanayi ve hizmetler stratejisi üzerinde çalışmanın önem taşıdığına ve dünyada küresel krize neden olan regülasyon zafiyetinin devam ettiğine dikkati çekerek, "G20 üyesi bir ülkenin kendi ekonomik geleceğini nasıl kuracağına dair derli toplu bir stratejisinin olmaması, bu konuda verimli bir tartışma ortamının yaratılmaması bizce kabul edilebilir bir durum değil" dedi.
AB SÜRECİ Bugün dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinde çok anlamlı bir ekonomik engel görülmediğini ifade eden Boyner, AB üyelik sürecine ilişkin, "AB mevzuatına teknik uyum bir-iki yıllık bir çalışmayla sonuçlandırılabilecekken, AB, üyeliğinin ve 2014 hedefinin neredeyse hayali ve dalga geçilir bir söyleme indirgenmesini kabul etmiyoruz" dedi.
AB projesine iki nedenle gönülden inandığını ifade eden Ümit Boyner, ilk olarak Türkiye'nin yerinin orası olduğunu, ekonomik entegrasyonun sosyal ve siyasal entegrasyonla taçlandırılması gerektiğini; ikinci olarak da AB projesi ile demokratikleşme arasında organik bağlar bulunduğunu vurguladı.
Boyner, şimdiye kadar sivilleşme yolunda hayli yol katedildiğini, kuvvetler ayrılığı, şeffaflaşma, kişisel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine odaklanılması gerektiğini, bunların hepsinin AB üyelik süreciyle gerçekleştirilecek gibi görüldüğünü belirterek, "Avrupalı liderler popülist iç politika amaçlarına Türkiye'yi alet ettikçe ve bunların sonucunda AB süreci Türkiye gündeminde geriye düştükçe bizim demokratikleşme evrimimizin de yavaşladığını gözlemliyoruz" dedi.
"DEMOKRASİ AÇIĞI DA VARDIR" Ümit Boyner konusında "Türkiye'nin sadece cari işlemler açığı, istihdam açığı yoktur. Türkiye'nin demokrasi açığı da vardır" diyen Boyner, demokratik açılımın bir bütün, bir süreç olduğunu, aşamalı planlanmamış, stratejik bütünlüğe sahip olmayan ve sosyal paydaşlarla olgunlaştırılmamış bir yaklaşımın, toplumsal dalgalanma ve kutuplaşmayı daha da artırabileceğini kaydetti.
Boyner, şöyle devam etti: "Hani biz bir köprüydük, medeniyetler ittifakı için örnek ülke bizdik. Hoşgörünün binlerce kültürün beşiğiydik, ne oldu bize? Sorunlarımızı birlikte çözmek yerine herkesten, her şeyden şüphe duyuyoruz. Konuşmuyoruz, bağırıyoruz. Dinlemiyoruz, dinleniyoruz. Gerçeklerle yüzleşmek yerine komplo teorileri üretiyoruz. Ne oldu bize? Niçin farkılıklarımızı zenginlik değil, zafiyet olarak görüyoruz? Hepimiz huzura hasretiz. Hepimiz gergin bir toplum olarak yaşamaktan yorulduk. Hepimiz daha müreffeh bir Türkiye istiyoruz. Gençlerimizin canını ve geleceğini daha güvende hissettiği, iş ve aş bulabildiği bir Türkiye istiyoruz. Korkularından, şüphelerinden sıyrılmış, kendine güvenen bir Türkiye özlüyoruz."
"ÇOK HIZLI GİTTİK, RUHLARIMIZ GERİDE KALDI" Türkiye'nin yine özel bir dönemden geçtiğini, bir türlü değerlendirilemeyen fırsatlar, aşılamayan engeller, inatla çözülemeyen sorunlar bulunduğunu ifade eden Boyner, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Meselelerimizi çözmeden hızla koşmaya çalışıyoruz. Beyaz adam ve kızılderili birlikte ata binerler dört nala... Kızılderili bir anda durur. Beyaz adam şaşırır ve sorar; 'Neden durduk neyi bekliyoruz?' Kızılderili yanıt verir; 'Çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı"... Çözemediğimiz sorunlar var. Çok derinde, halının altına yıllarca süpürülmüş. El ele vermezsek, sıkılmış yumrukları açıp el sıkışmazsak çözemeyeceğiz. Ruhlarımız rahat etmeyecek. TÜSİAD'a iki kez arka arkaya kadın başkan seçerken ülkemizin bir bölgesinde töre cinayetlerine kurban giden kadınlarımızı unutabilir miyiz? 18-30 yaş arası gençlerimizin yüzde 30'a yakını işsizken, gençleri unutabilir miyiz? Tüm toplumla daha çok paylaşım ve iletişim içinde bir TÜSİAD hayal ediyoruz. TÜSİAD, Türkiye'nin varlıklıları ve şanslıları diğerlerini geride bırakıp ileriye koşamaz. Bugünkü dünyada durup bekleyemeyiz, ama kimseyi geride bırakmadan el ele ilerleyebiliriz."
"DARBE ANAYASASIYLA YÖNETİLMEK..." 12 Eylül rejiminin kurulmasından neredeyse 30 yıl sonra hala o dönemin "darbe Anayasasıyla" yönetilmeyi içlerine sindiremediklerini ifade eden Boyner, şöyle konuştu: "Temsil adaleti kavramıyla alay edercesine bu yüzde 10'luk seçim barajı hemen kaldırılsın istiyoruz. Partilerimizi oligarşik yapılara döndüren, onların toplumsal kesimlerle organik bağ kurmalarını önleyen Siyasi Partiler Yasasından ve Seçim Kanunundan, bir türlü bunları değiştirmeyen zihniyetten şikayetçiyiz. Daha çok demokrasi isterken, temsil sistemimizdeki bu aksaklıkları anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz."
"TOPLUMSAL TABANDA TARTIŞACAĞIZ" Boyner, yönetim kurulu olarak önümüzdeki dönemde yapacakları tüm çalışmalar doğrultusunda oluşturulacak TÜSİAD önerilerini mümkün olduğunca geniş bir toplumsal tabanda tartışmak arzusu duyduklarını dile getdi.
ALOĞLU: SEÇİM DÖNEMİNE GİRİLECEK Bu arada, Genel Kurul Divan Başkanı Sedat Aloğlu da Ümit Boyner'in konuşmasını bitirmesinin ardından, krizin etkilerini halen devam ettirirken en fazla 1,5 yıl sonra Türkiye'nin bir seçim dönemiyle karşılaşacağını, dolayısıyla bir seçim dönemine girileceğini söyledi. Aloğlu, "Böyle bir dönemde siz ve tüm Yönetim Kurulu üyelerine Allah kolaylık versin. Biz sizin için elimizden geleni yapmaya hazırız" dedi.
www.ebmhaber.com |